önceki sayfa

YORUMLAR

 

Avrupa Konseyi, İnsan Hakları ve Dünya

Avrupa Konseyi'nin kuruluşunun 60. yıldönümünü vesilesiyle, iştirak ettiğimiz bu toplantıda konuşma yapmak benim için büyük bir ayrıcalıktır.

Tarih bize kıtamızda ve dünyada Avrupa'nın, demokrasinin oluşumunda   nasıl yol gösterdiğini anlamamız için ipuçları verebilir. Başlangıç aydınlanma dönemi iledir, bu dönemde bireyselliğin önemi fark edilmeye başlanmıştır ve bu bireyler toplumda tüzel kişilerdir. Bu bireyler  insanlığa o zaman kadar egemen olan dogmaların toplumdaki rollerini sınırlandırabilmişlerdir. Fransız Devrimi bize kölelikten nasıl özgürleştiğimizi ve nasıl özgür milletler olduğumuzu öğretti. Ekonomik refah ve savaşlardan sonraki başarılar sayesinde, idari yönetimlerde ki din egemenliği azaldı ve endüstri devrimi sayesinde bazı Avrupa devletleri ekonomik ve sosyal açıdan gelişti. Amerika'da devrim ve anayasa Fransız Devrimi fikirlerinden esinlenmiştir. Yeni ulusal devletler türemeye başladı çünkü çok uluslu imparatorluklar çökmeye başladılar ve devrimci fikirlerin altında kaldılar. Fakat devrimin ülküleri, sömürgeci imparatorlukların genişlemesini ve yönetilen ülkelerde insan  haklarını hiçe saymalarını engelleyemedi.

2. Dünya savaşı, sadece dünyanın politik coğrafyasını değiştiremedi, aynı zamanda sömürgeci imparatorlukların bitişini de müjdeledi. Dünyada ki milletler bir araya geldi ve uluslarası barışı ve gelişmeyi korumak ve bunun yanında, tüm üye devletlerde ki bireylerin özgürlük ve haklarını korumak için bir kuruluşa imza attılar; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. Bir çok ülke bağlayıcı olmayan bu beyannameye, bir kağıt parçası gibi,  imzalarını attılar ve hayasızlıkla Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunda ki koltukları işgal ettiler. Avrupa bunu ciddi bir sorun olarak gördü ve Avrupa Konseyi aracılığı ile bağlayıcı bir belge hazırladılar; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi. Bu sözleşmenin mekanizmaları sayesinde insan hakları ve özgürlükleri artık bir sorun değil fakat, tüm Avrupa üye devletleri için ortak bir endişedir. Demokrasi ve insan hakları Avrupalı insanların alınıp vazgeçilemez hakları haline gelmiştir ve uygulamalar için gerekli araçlar yaratılmıştır. Buna ilaveten, Avrupa'da ki bu gelişmeler insan haklarının kutsal olduğu bilincini de yaratmıştır. Bu hakların ileri derecede ihlali artık uluslar arası alanda, uluslararası bir sorun olarak görülüyor. Avrupa Konseyi'nin insan hakları alanını genişletmesindeki başarısıyla da gurur duyabiliriz.Uluslararası ve sivil toplum kuruluşlarının yetki sahası altında olan grup haklarının geliştirilmesi ve güvence altına alınması için çalışmalar hala başlangıç safhasındadır.

Avrupa'nın insan haklarını koruma ve sivil toplum kuruluşlarının seslerini yükseltmesi konusundaki başarısı dünyadaki insanlar arasında genel bir empati yaratmıştır. Bölgesel kuruluşlar daha çok kendi insanlarının bireysel özgürlük taleplerine cevap verme ihtiyacı içindedir. Aynı zamanda, yine de otoriter hükümetler üyeleri raison d'etat ile korumaları sınırlandırmaya çalışıyorlar. ABD anayasasında sağlanan teminatlardan tatmin olmuş gibi görünüyor. Ancak hala bazı eyaletlerde idam cezası uygulanmaya devam ediyor.

Yani demokratikleşen 35 Latin Amerika ülkesinin 24'ü Amerika İnsan Hakları Sözleşmesini imzaladı. Bu sözleşme bir Avrupa modeli olan İnsan Hakları Mahkemesi ve Komisyonuna benzemektedir. Maalesef ki, bireylerin tüzelliğini korumayı sağlamak konusunda yetersiz kalıyor. İdam cezasının yasaklanması 11 devlet tarafında kabul edildi fakat sadece 4 devlet  kabul etmiştir. Hiç şüphe yok ki, demokrasi ve ekonomi Latin Amerika'da gelişmektedir ve insan haklarını koruma mekanizmaları da en geç Avrupa'dakinin çok benzeri haline gelecektir.

İnsan hakları konusunda,  Afrika İnsan Hakları Beyannamesi'ni 53 Afrika ülkesi imzalamayı kabul etti ve bu beyanname 1986'da yürürlüğe girdi. Fakat bu yapılı diyalog etkili sistemi olarak da tanımlanabilir. Din farklılıkları, yaşam standartları ve farklı katılımlar bu korumanın kapsam alanını kısıtlayabilir ve yapılan ihlalleri bireysel olarak şikayet etmek konusunda başarısız olabilir.

Ekonomik faaliyetlerdeki ilerlemelerine rağmen, bir çok Asya ülkesi son derece müstebit hükümetler tarafından yada deforme olmuş demokrasilerle yönetiliyor. Bu insan hakları resmini, İslam devletlerinde ki çıkarcı devletlerle tamamlamalıyım; Kahire İnsan Hakları Beyannamesi 1990'da 45 ülke tarafından kabul edildi. İslam Örgüt Konferansı üyeleri, bireylerin şereflerinden ve adaletten bahsetmişlerdir. Fakat hepsi, kadınların erkeklerin ikinci sınıf hizmetkarları oldukları Şeriat Kanunu'na bağlıdırlar. Ancak şeriatın uygulanış şekli ülkeden ülkeye değişmektedir.

İnsan haklarının bu çeşidinin bugünün anlayışıyla hiçbir alakası yoktur. Ayrıca bazı katılım sorunları vardır. Afrikalı Müslüman devletler, Afrika Birliği'nin üyesidir fakat insan haklarını uygulamak için temel aldıkları Şeriata uymak zorunda olduklarından, Afrika İnsan Hakları Şartı'na katılamazlar.

Temel insan haklarını kabul etmeyen çok sayıda ülke, seçimler yapıldığından kendilerini demokrasi olarak adlandırırlar. Ama şunu açığa kavuşturmalı ki;gerçek demokrasi olmadan insan haklarından ve insan haklarının kabul edilmediği demokrasiden bahsedilemez.

Resmetmeye çalıştığım şey, Avrupa insan hakları kavramlarındaki gelişmelerle dünayda insan hakları durumunun aşikar tezat içinde bulunduğudur. Her ne kadar geçen yılardaki krizler bazı engeller yaratsa da,özellikle Avrupa Konseyi kuruşlarına sürekliği geliştiği için teşekkürler. Uygulama alanında Pan-Avrupa düzeyine yeknesak bir uygulama başarısını sağlamış değiliz. Mahkeme kararlarının içerikleri bu farklılıkları göstermektedir.

İnsan hakları, Avrupa deneyiminin bütün dünyada ki insanlar için bir model olarak sunulduğu en önemli alanlardan birisidir. Ne var ki dogmalar ve ideolojiler, Avrupa'nın ulaşacağından daha öte toplumların hakimi kaldığı sürece Avrupa'nın kendi koruma modelini ve gelişimini artırma ümitlerini yayması ve insan haklarının artırılması aldatıcı kalmaktadır.

Diğer yönde , Avrupa'nın çok kültürlü yapısının yaratacağı modeli başarmak için antik Yunan ve Roma demokrasilerinin kölelere,yabancılara ve kadınlara yönelik hakların inkarının kalıntılarını toplumlarımızdan kaldırmalı ve önyargılarımızı bertaraf etmeli ya da en azından azaltmalıyız. Ne yazık ki köleliği kaldırmak çok uzun zaman aldı, ancak bir çok ülkede ki gayri meşru işçilerin durumları ve fiziksel olarak sömürülen ve bu anlamda şiddete maruz kalmış kadınların hali kölelikten pek farklı değildir. Avrupa Konseyi bu hastalıkları Avrupa toplumundan temizlemek için mücadele vermektedir ve önemli ölçüde başarılı olmuştur. Fakat aşırı milliyetçiliğin yeniden canlanmasıyla toplumlarımızda bu görev daha meşakkatli olmaya başlamaktadır. Bireysel haklara saygı ideallerini paylaştığımız ve demokratik yaşam tarzlarımızın ortak temellerini ve hoşgörüyü muhafaza ettiğimiz sürece zaman zaman Avrupa'nın hepimize ait olduğunu unutuyoruz. Bunu başarmak için hala mücadele etmeli ve birbirimizle uyum içinde yaşamalıyız.

Avrupa, Avrupa Sözleşmelerinin normlarının resmileşmiş kalıplarından ve uluslar arası işbirliğinden ve Parlamenterler Meclisinin,özel teşkilatların ve Avrupa Konseyi üyesi devletlerinin hükümetlerinin ürünleri olan anlaşmalarından gurur duymalıdır. Bu anlaşmaların bazıları üye olmayan devletlerin katılımına da açılmaktadır. Gelecek yıllarda, daha çok üye olmayan devletlerin, Avrupa Konseyinin bu anlaşmalarına katılmaları ümit edilmektedir-Bu anlaşmaların hazırlanmasına onların da katılmaları neden düşünülmesin? AB üyeleri ve ortakları da bu alanda örnek teşkil eden çalışma yapmaktadır. Avrupa Konseyi'nin neredeyse kurucu ülkelerinden olan ülkem kendi Avrupa antlaşmalarının çoğunu onaylamış ve Avrupa Birliği üyeliği için müzakere adayı olarak da Avrupa normlarının ve anlaşmalarının çoğunu kabul etmiştir. Uygulamada, sosyal hareketliliğin etkilerinden, seküler yapılarının sürdürülememesindeki  kökleşmiş güçlüklerden ve güçler ayrılığının sağlanmasındaki  ciddi zorlukların varolduğu önemli engeller vardır.

Her ne kadar dönüşüm süreci bazı güçlüklerle karşı karşıya kalsa da, Türkiye'nin ihtiyacı olan reformları uygulayabileceğine ve Avrupa kurumlarıyla işbirliği içinde olacağına dair hiçbir şüphe yoktur.

Türkiye insanının,60 yıldır süren çalışmaya vermiş olduğu desteğin, Konsey Statüsü'nün önsözünde somutlaşmış gayesine yardım edeceğine ve Avrupa'da "daha yakın birlik" için hizmet edeceğine inanıyorum. Bu göreve Türkiye'nin değerlerinin  bazıları,İslam dünyasında ki tek seküler ülke olması,ekonomik gelişimi (G20 grubu üyesi olarak),merkezi pozisyonu ve bölgesindeki büyük  hinterland bölgeleriyle sosyal,politik ve ekonomik rolleri ve Türkiye'nin kurucu lideri Kemal Atatürk'ün ifade ettiği "Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesi çıkarma" amacına Türk insanının kendini adamasından oluşmaktadır.

Dış Politika Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan'ın Avrupa Konseyi'nin 60.Kuruluş Yıldönümü Münasebeti ile Paris'te Yapılan çalıştaydaki konuşmasının İngilizce metninden çevrilmiştir.

sayfayı yazdırın önceki sayfa