AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ - 128

Rutin Davalar

Aşağıdaki davalarda Mahkeme, Anlaşma altında aynı sorunlarla ilgili benzer davalar için aynı hükümlere vardı.

Tutanak no. 1 Madde 1’in ihlali

Kahraman Korkmaz ve Diğerleri – Türkiye (no.47354/99)
Kurt ve Diğerleri – Türkiye (no. 13932/03)
31 Davacının hepsi Türkiye vatandaşı.

Tutanak no.1 Madde 1’e dayanarak (mülkiyetin korunması) davacılar, kamulaştıma ek tazminatının ödenmesindeki gecikmeden şikayetçi oldular. Kurt ve Diğerleri davasında ise davacılar aynı zamanda Madde 6 §§ 1’e dayanarak (adil yargılanma) başvuru yaptılar.

Mahkeme oybirliğiyle Tutanak no.1 Madde 1’in ihlali yapıldığına karar verdi. Kurt ve Diğerleri davasında ise şikayetin Madde 6 §§ 1 altında ayrıca incelenmesinin gerekmediğini düşündü ve davacılara maddi zarar için 77,500 avro ödenmesine karar verdi. Kahraman Korkmaz ve Diğerleri davasında mahkeme, yapılan ihlalin tazminatı için davacılara maddi zarar için toplamda 83,260 avro, tutar ve harcamalar için de ortak 1,000 Avro ödenmesine karar verdi.  (Karar sadece Fransızca olara mevcut.)

Kudbettin Baran – Türkiye (no. 46777/99) Madde 6 §§ 1’in İhlali (adillik)

Davacı Kutbettin Baran 1973 doğumlu ve Diyarbakır’da yaşayan bir Türkiye vatandaşı.

Davacı özellikle Madde 6 §§ 1’e (adil yargılanma hakkı) dayanarak başvurdu.

Mahkeme İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması sebebiyle Madde 6 §§ 1’in ihlal edildiğine ve davacının şikayetlerinin geri kalanının Madde 6 altında incelenmesinin gerekli olmadığına hükmetti. Manevi zarar için tazminat ödenmesini uygun buldu.

Dava Muamelelerinin Süresi Davası

Sıradaki davada davacı, Madde 6 § 1’e dayanarak (uygun bir zaman dilimi dahilinde adil yargılanma hakkı) idare işlemlerinin gereğinden fazla sürmesinden şikayetçi oldu.

Avcı (Cabat) ve diğerleri- Türkiye (no 77191/01) Madde 5 §§ 3 ve 5’in İhlali

5 davacı da Türk vatandaşı

28 Nisan 2001’de, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün Terörle Mücadele Bölümü’nden polis ekiplerince tutuklanmış ve gözaltına alınmışlardı.

4 Mayıs 2001’de Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi sorgu hakimi gözaltı hallerinin devamına karar verdi. Akabinde TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist)’ ye
-Türkiye’de yasadışı silahlı bir örgüt- yardım ve yataklıkla suçlandılar.

9 Temmuz 2002’de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar ve akabinde beraat ettiler.

Polis nezaretinde geçirdikleri, 6 gün süren gözaltı süresinin uzunluğundan ve meşruluğundan şikayet ettiler. Özellikle 5 §§ 3 ve 5.(özgürlük ve güvenlik hakkı) maddeye dayanarak.

Mahkeme oybirliğiyle, polis nezaretindeki gözaltı süresinin uzunluğu ve 5. maddenin ihlalinin tazmin hakkını dikkate alarak, 5 §§ 3 ve 5. maddenin ihlal edildiği hususunda karara vardı. Mahkeme davacıların her birine manevi zararlardan dolayı 1,000er Avro, Bayan Avcı’ya 1,000 Avro ve müştereken diğer davacılara da masraf ve giderler için 1,000 avro tazminat ödenmesine karar vermiştir. (Kararın sadece İngilizce’si mevcuttur.)

Sakçı – Türkiye (no 8147/02) Madde 6 § 1’in İhlali (süre)

Davacı, Orhan Sakçı, 1970 doğumlu ve Diyarbakır(Türkiye)’da yaşayan bir Türk vatandaşı.

Davacı 6 Ocak 2004’te, yasadışı terör örgütü, PKK(Kürdistan İşçi Partisi) üyesi olduğundan şüphelenilerek tutuklandı. 2004’te müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Dava şu anda Temyiz Mahkemesi’nin müracaatıyla Ağır Ceza Mahkemesi’ne gitmeyi bekliyor.

Davacı, yargının iki basamağı için 13 yıl 12 ay süren, cezai takibat süresinin uzunluğundan şikayetçiydi. Madde 6s1(makul bir zaman içerisinde adil yargılanma hakkı)’e dayanarak.

Mahkeme oybirliğiyle 6 § 1. maddenin ihlali olduğuna karar verdi. Davacı bir tazminat talebinde bulunmadığından, mahkeme böyle bir ödemeye gerek duymadı. (Kararın sadece Fransızca’sı mevcuttur.)

Madde 5 § 3’ün İhlali
Solmaz- Turkey (no. 27561/02) Madde 6s1’in İhlali (süre)

Davacı, Sami Solmaz, 1966 doğumlu ve Ankara’da yaşayan Türk vatandaşı.

23 Ocak 1994’te İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Terörle Mücadele Bölümü’nden polis ekiplerince tutuklanmış ve daha sonra yasadışı silahlı örgüt, TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist) üyesi olduğu ve ülkenin anayasal düzenini bozmaya yönelik eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle suçlu bulunmuştu.

12 Haziran 2000’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi şahsı suçlu buldu ve müebbet hapis cezasına çarptırdı. 15 mayıs 2001’de Temyiz Mahkemesi usule ait nedenlerden dolayı kararı bozdu ve dosya ileride incelenmek üzere İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade edildi. Davacı gözaltında kaldı. Serbest bırakılması yönündeki itirazı geri çevrildi.

28 Şubat 2002’de, mahkeme, bir sağlık raporuna dayanarak ve davacının zaten gözaltında geçirdiği sürenin uzunluğunu göz önünde bulundurarak, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verdi.

Dava tutanakları şu anda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gitmeyi bekliyor.

Davacı, iade sürecindeki gözaltı süresinin uzunluğu ve cezai takibat süresinin uzunluğu konularında şikayetçi oldu. Madde 5 § 3’e (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 6s1’e (makul bir zaman içerisinde adil yargılanma hakkı) dayanarak.

Mahkeme oybirliğiyle madde 5 § 3’ün, davacının dava öncesi 6 yıl ve 8 ay gözaltı süresini ve madde 6 § 1’in, duruşmanın 12 yıl 11 ay süren süresini göz önüne alarak, ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme davacıya, manevi tazminat olarak 10,000 avro, masraf ve giderler için de 2,500 avro ödenmesine karar verdi. (Kararın sadece İngilizce’si mevcuttur.)      

Fener Rum Patrikhanesi, Türkiye’ye Karşı

09.01.2007

Mahkeme Türkiye’nin 890000 Euro ödemesine karar verdi. Ayrıca Türkiye 20000 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Temel Hükümler      

Basvuru yapan kuruluş, Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, Osmanlı zamanında Fener’de Yunan Ortaöğretim olanakları vermek amacıyla kurulmuş olan Türk kanunları altında mevcut bir kuruluştur. Kurluşun anayasal dosyaları dinsel azınlıklar için kamu hizmeti veren kuruluşların korunmasına yönelik  1923 yılı Lozan Barış Antlaşması hükümlerine uymaktadır.

13 Haziran 2762 numaralı kanunla uyumlu olarak kanuni kişilik kazanmış olan başvuru yapan kuruluş, 1936 yılında kendi amaçları ve taşınmaz mülkleri hakkında bir deklarasyon işleme koymuştur.

1952 yılında başvuru yapan kurum İstanbul’da bir binanın bir bölümünü hediye (bağış) olarak kazanmış ve 1958 yılında binanın diğer bölümünü de satın almıştır.

1992 yılında Hazine, Türkiye mahkemelerine başvuran kuruluşun bu mülkteki başlığını kaldıran ve kayıtlı olan yerdeki ismini silen bir maddeyle ilgili başvurmuştur. 7 Mart 1996’daki bir kararla, İstanbul Yüksek Mahkemesi Hazinenin başvurusunu kabul etmiştir. Mahkeme kararını, 8 Mayıs 1974 temyiz kararını referans alan uzman raporuna dayandırarak, Lozan Antlaşması’nda tanımlandığı gibi dini azınlıklar tarfından oluşturulan (üyeleri dini azınlıklar olan) kuruluşlar ve anayasal belgelerinde bu kuruluşların böyle bir mülkü satın veya hediye almalarına izin veren bir cümle yoksa bu kurluşlar mülk edinmekten veya böyle bir bağış almaktan yoksun bırakılırlar hükmünü vermiştir. Buna göre bu kuruluşların taşımaz malları sınırlandırılmış ve 1936 yılındaki deklerasyonla sonuçlandırılmıştır, böylece bu kuruluşların taşınmaz mülk edinmeleri engellenmiştir.

Ekim 2000’de Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, Vakıflar Temsilcilerine (Foundation Commisioners) anayasal belgelerinin taşınmaz mülk edinmelerine izin verilmesi şeklinde düzeltilmesi için başvurmuştur. Ancak bu başvuru geri çevrilmiştir.

Mahkemenin Prosedürü ve Kompozisyonu

Başvuran kurum 25 Kasım 1996 yılında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na beyanda bulunmuş ve 1 Kasım 1998 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gönderilmiştir. 8 Eylül 2004’de başvurunun  kabul edilebilirliği açıklanmıştır. 20 Eylül 2005’de Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bir meclis toplandı.

Kararın Özeti

Şikayetler

Başvuruda bulunan kurum mülk edinmeyi yasaklayan madde ile ilgili şikayette bulunmaktadır. Yerel mahkemelerde yorumlandığı şekliyle Türk yasaması Lozan Antlaşmasıyla dini azınlıklar tarafında kurulan kuruluşkarın mülk edinmelerini olanaksız kıldığı tartışılmaktadır. Durumu diğer kuruluşlarla karşılaştırıldığında bir ayrım olduğu ileri sürülmektedir.

Başvuru yapan kuruluş 1. maddenin 1. protokolü (mülkün korunması) ve 14. madde (ayrımcılığın engellenmesi) birlikte olarak 1. maddenin 1. protokolü kapsamına girmektedir.

Mahkemenin Kararı

Madde 1 Protokol 1
Mahkeme başvuruda bulunan kuruluşun Türk mahkemeleri tarafından mülkiyet hakkının  engellenmesi ve tapu kaydının kaldırılması, malların kazanımından 38 ve 44 yıl sonra mallarını barışçıl bir şekilde geri kazanma hakkına baliğ olduğunu dikkate almıştır.

Mahkeme, Türk mahkemelerinin kararını 1974 kanunundaki bir rapora dayandırmıştır, madde dini azınlıklar tarafından oluşturulan ve anayasal belgelerinde mülk edinebilir cümlesi bulunmayan kuruluşlar taşınmaz mülk edinmekten yoksun bırakılmışlardır. Ancak, 2762 numaralı kanundaki hiçbir hüküm 1936 deklarasyonundaki mal edinimiyle ilgili olarak hiçbir kuruluşlun mal edinmesini yasaklamamaktadır. Ayrıca başvuru yapan kuruluşun kazanımları yerel hükümetten alınan bir sertifikayla geçerli kılınmış ve tapu kaydına girilmiştir.

Sonuç olarak, mülk haklarının kaldırılması ve bunun mal ediniminden 16 ve 22 yıl sonra emsal teşkil etmesi için olanm başvuru kabul edilmemilştir. Mal edinimini ispatlayan sertifikalarla otoriteler kuruluşun mal edinimini tanımışlardır.

38 ve 44 yıllığına başvuru yapan kuruluş sahip olduğu malları vergilerini ödeyerek yasal kullanıcı olarak alabilir. Böylece bunun mülklerini barışçıl olarak kazanma hakkı girişimi hukukun önceliği ilkesiyle uyşmamaktadır. Mahkeme kuruluşlarla ilgili anayasal hükümlerin 2002 yılında değiştirildiğini ve kuruluşların, şimdi mülk edinme haklarına sahip olduklarını belirtmiştir; ama başvuru yapan kuruluş bu değişiklikten herhangi bir kazanç sağlayamamıştır.

Bu durumda mahkeme 1. maddenin 1. protokolünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır ve 14. madde altındaki şikayetin ayrı değerlendirilmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır.

KAPALI DURUŞMA
YUMAK VE SADAK & TÜRKİYE

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün Yumak ve Sadak & Türkiye davasının çeşitli yönleriyle ilgili kapalı duruşmanın kararını bildirdi. (uygulama no. 10226/03)

Mahkeme 2’ye karşı 5 oyla aldığı kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) özgür seçimlerle ilgili 1. protokolü 3. maddesininin ihlal edilmediği sonucuna vardı.

1. Genel Bilgiler


Mehmet Yumak ve Resul Sadak sırayla 1962 ve 1956’da doğmuş, Şırnak’ta yaşayan Türk vatandaşlarıdır. Yumak serbest meslek sahibi, Sadak ise İdil belediye başkanıdır. Başvuru’nun hedefi olan Türk Seçim Kanunu’na göre bir parti ulusal mecliste sandalye kazanabilmek için oyların en az %10’unu almış olmak zorundadır.
3 Kasım 2002 seçimlerinde davalılar, DEHAP’tan (Demokratik Halk Partisi) Şırnak ilinde aday olmuşlardır. Gizli oylama sonucunda DEHAP, Şırnak ilindeki oyların yaklaşık %45.95’ini (47,449 oy) almıştır; fakat %10’luk oy oranına ülke çapında ulaşamamıştır. Seçim Kanunu’nun 33. bölümüne (Yasa no.2939) uyumlu olarak – parlamentoda yer almak için %10 geçerli oy oranına ulaşılması- davalılar seçilememiş. Sonuç olarak Şırnak iline ait 3 sandalyeden 2si AKP’ye (Adalet ve Kalkınma Partisi) verilmiş (oy oranı %14.05, 14,460 oy),  diğer sandalyede %9.69 (9.914 oy) oy oranıyla bağımsız aday Tatar’a verilmiştir.

2. Prosedür ve Mahkeme Üyeleri


Talep, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 26 Mart 2003’de beyan edilmiş ve 9 Mayıs 2006’da kısmen akla yatkın olduğu ilan edilmiştir.
Karar, aşağıda adı bulunan 7 hakim tarafından verilmiştir:
Jean Paul Costa (Fransız), Başkan
Ireneu Cabral Barreto (Portekiz),
Rıza Türmen (Türkiye),
Mindia Ugrekhelidze (Gürcistan),
Antonella Mularoni (San Marino)
Elisabet Fura-Sandström (İsveç)
Dragoljub Popovic (Sırbistan), yargıçlar,
ve ayrıca Sally Dole, Bölüm Kayıt Memuru.

3. Kararın Özeti

Şikayetler
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 3. fıkrasının 1. protokolüne dayanarak (özgür seçim hakkı) davalılar, parlamentoya girmek için gerekli olan %10’luk oy oranının insanların meclis seçimlerinde özgür ifade haklarını ihlal ettiğini öne sürmüşlerdir.

Mahkemenin Kararı
Mahkeme Yüzde 10 barajı, 2002 seçimlerinden çok önce getirildiğini, bu nedenle milletvekili adayları, partilerinin ulusal barajı geçmemesi halinde parlamentoya giremeyeceklerini önceden görebildiğini not etmiştir.
Mahkeme, barajın, özellikle Türkiye'nin 70'li yıllarında yaşadığı istikrasızlığı dikkate alarak, parlamentoda aşırı parçalanmayı önleme ve hükümet istikrarını güçlendirme amacını taşıdığını kabul ediyor.
Mahkeme, hiçbir düzeltici dengeleme unsuru bulunmayan Türk seçim sisteminin, 2002 seçimleri sonrasında, çok partili sistemine geçildiği 1946 yılından bu yana temsil niteliği en düşük olan parlamentonun oluştuğuna işaret etti. Mahkeme, 14.5 milyon seçmenin yüzde 45.3'ünün, parlamentoda hiçbir biçimde temsil edilmediğini belirtti.
Karara göre, barajın getirilmesinden bu yana yapılan seçimlerin sonuçlarının, barajın toplum içerisinde siyasi alternatiflerin ortaya çıkmasını bloke edemediğini gösteriyor. Mahkeme kararında, Hükümetin barajın amacının küçük partilere ulusal bazda teşkilatlanmaları ve bir ulusal siyasi proje oluşturmaları olanağını tanımak olduğu argümanını ilgiyle not etti.
Bu bağlamda Mahkeme, Türk yetkililerinin, hem yargı ve yasamanın, hem de politikacıların uygun bir seçim sisteminin seçilmesi konusunda en iyi konumunda olduklarını, kendisinin de Türk seçim sisteminin noksanlıklarını düzeltecek ideal bir çözüm öneremeyeceğini kabul etti. Ancak, Avrupa Konseyi üyesi tüm ülkelerde kullanılan sistemlerin arasında Türkiye'de uygulanan yüzde 10'luk barajının en yüksek baraj olduğunu da not etti.
Sonuç olarak da istikrarlı parlamento çoğunluklarının oluşturulması olan hedefi feda etmeden tüm siyasi eğilimlerin orantılı olarak temsil edilmesi amacıyla barajın düşürülmesi veya düzeltici dengeleyici unsurların getirilmesi arzu edileceğine işaret etmekle birlikte Mahkeme ilgili devlete hareket alanına verilmesinin önemli olduğunu düşünüyor. Bu bağlamda Türkiye'de seçim sisteminin çok tartışıldığını ve noksanlıklarının düzeltilmesi için çok öneri yapıldığını belirten Mahkeme, 1995 yılında verdiği kararla Anayasa Mahkemesi'nin adil temsil ve hükümet istikrarı ilkelerinin birbirini dengeleşmesi ve tamamlanması gereğini vurguladığına dikkat çekti.

Böylece Mahkeme, Türkiye'nin, yüksek baraja karşın 1 nolu Protokolün ilgili maddesini ihlal etmediği kanısına vardı.

Portekizli İreneu Cabral Barreto ve San Marinolu Antonella Mularoni, çoğunluğa katılmadı.   

    

 

 Bu web sitesi 'Dış Politika Enstitüsü' tarafından hazırlanmıştır.
Sorumluluğu 'Dış Politika Enstitüsü'ne aittir.

Dış Politika Enstitüsü
Bilkent Üniversitesi Doğu Kampüsü / Ankara
Tel: (90) (312) 266 28 69 - 266 28 70 Fax: (90) (312) 266 28 71
e-mail: fpi@foreignpolicy.org.tr