Cesim Yıldırım Ve Diğerleri/Türkiye
Strazburg, 17.06.2008


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Cesim Yıldırım ve Diğerleri/Türkiye (başvuru no. 29109/03) Mahkeme Kararını bugün yazılı olarak açıkladı.

Mahkeme’nin oybirliğiyle,

  • İzzettinYıldırım’la ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin (yaşama hakkı) ihlalinin söz konusu olmadığına,
  • Türk otoritelerin İzzettin Yıldırım’ın kayboluşu ile ilgili etkili bir soruşturma yürütememeleri dolayısıyla Sözleşme’nin 2. Maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Sözleşme’nin 41. Maddesine (hakkaniyete uygun tatmin) bağlı olarak, Mahkeme her bir davacıya manevi tazminat olarak 12,000 euro (EUR) ve harcamalar için de 6,000 euro verilmesine karar verdi.

  • Temel Olgular

Sırasıyla 1954, 1945, 1952, 1953, 1949, 1948 ve 1920 tarihlerinde doğmuş olan ve Van’da (Türkiye) ikamet eden yedi davacı Cesim Yıldırım, Ali Yıldırım, Osman Yıldırım, Emin Yıldırım, Şemsettin Yıldırım, Cevahir Bayraktar ve Zezo Yıldırım Türk vatandaşlarıdır. Bir kültür ve eğitim vakfı olan Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı (“Zehra Vakfı”) Genel Başkanı İzzettinYıldırım’ın annesi ve ağabeyleridir. Kendisi Kürt asıllıydı ve vakıf dahilinde yaptığı eğitim çalışmaları ile tanınmaktaydı.

Dava, İzzettinYıldırım’ın kayboluşu ve sürekli işkence sonucu ölümü ile ilgili olarak yürütülen soruşturmaları ve ilgili cezai takibatları kapsamaktaydı.

30 Aralık 1999’da İzzettin Yıldırım’ın vekili, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na Sayın Yıldırım’ın önceki günden beri kayıp olduğu şikayetinde bulundu.

Mazlum-der isimli bir STK ve Zehra vakfı, birkaç aydır İstanbul’da meydana gelen kayıp vakalarına dikkati çekmek amacıyla 31 Aralık 1999’da bir basın toplantısı düzenlediler. Sayın Yıldırım’ın iki arkadaşı Mehmet Kanlıbıçak ve Mehmet Şehit Avcı’nın da aralarında bulunduğu kayıp kişilerin adları da bir liste halinde yayınlandı.

Yasadışı örgüt Hizbullah’a (Allah’ın Partisi) karşı yürütülen operasyonlarda, İzzettin Yıldırım’a işkence yapılırken Hizbullah militanları tarafından çekilmiş bir ses kaydı polisin eline geçti. Yaklaşık on gün sonra, 28 Ocak 2000’de, hem İzzettin Yıldırım’ın hem de aralarında iki arkadaşının da bulunduğu kişilerin cesetleri, Hizbullah militanları tarafından kiralanan bir evin bahçesinde bulundu.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tahkikat başlattı. Medyada, kurbanlara uygulanan barbarca yöntemleri tarif eden yazılar yayınlandı. Otopsi sonunda, İzzettin Yıldırım’ın sürekli işkence sonrasında boğazı kesilerek ölmüş olabileceği ortaya çıktı.

8 Haziran 2000’de, 11 kişi, Hizbullah üyesi olmakla ve mevcut anayasal düzeni değiştirme ve Şeri hukuka dayalı yeni bir düzen kurma amacını güden yasadışı eylemlere girişmekle suçlu bulundu. Ne var ki, İzzettin Yıldırım cinayeti kayıtlara geçirilmedi. Davası ancak 31 Mart 2006’dan sonra işleme sokuldu. Ancak dava hala askıda.

  • Prosedür ve Mahkeme Yapısı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, 19 Ağustos 2003’de başvuru yapıldı.

Karar aşağıda isimleri bulunan yedi hakimin bulunduğu bir Mahkeme tarafından verildi.

Josep Casadevall (Andorra), Başkan,
Elisabet Fura-Sandström (İsveç),
Corneliu Bîrsan (Romanya),
Boštjan M. Zupancic (Slovenia),
Luis López Guerra (İspanya),
Işıl Karakaş (Türkiye), hakimler,

ve ayrıca Santiago Quesada, Yazı İşleri.

  • Kararın Özeti

Şikayetler

Davacı taraf, İzzettin Yıldırım’ın Madde 2’ye aykırı olarak, yargısız infazın kurbanı olduğu, ve onun hayatını koruma görevini yerine getirememiş ve ölümü sonrasında etkili bir soruşturma yürütememiş olması nedeniyle Devlet’in de Yıldırım’ın ölümünden sorumlu olduğu yönünde şikayette bulundular. Davacılar özellikle 2inci Maddenin (yaşama hakkı), 3üncü Maddenin (insanlık dışı ya da onur kırıcı işlemlerin yasağı) ve 13üncü Maddenin (etkili başvuru hakkı) üzerinde durdular.

Mahkeme Kararı

Madde 2

Hayatı koruma görevinin yerine getirilememiş olduğu iddiası

Türkörgüt Hizbullah üyeleri, Devlet vekilleri ya da Devlet nezdinde çalışan diğer bireyler arasında bir bağlantının olduğuna dair açık kanıt bulunamadı. Ayrıca, İzzettin Yıldırım’ın ölmeden önce hayatının tehlikede olduğuna dair de kanıt bulunamadı.

Mahkeme, davalı Devlet’in yükümlülüğünün İzzettin Yıldırım’ın ölümüyle çatışmış olduğunun kanıtlanamadığını belirtti. Bu bağlamda, 2inci Madde ihlal edilmemişti.

Cezai soruşturma

İlk tahkikattaki eksiklikler, kurbanın yakınlarının ve de avukatının bilgilendirilmemiş olması Mahkeme’nin dikkatini çekti. Özellikle İzzettin Yıldırım’ın kayboluşunu avukatının bildirmesini takiben ne aile fertleri, ne Zehra vakfı idari kadrosu, ne de avukatı sorguya alınmamıştı. Yıldırım’ın ortağı, avukatın şikayetinden ancak iki ay sonra sorgulanmıştı. Buna ek olarak, otopsi raporu, otopsi yapıldıktan ancak beş ay sonra oluşturulmuş ve bir kopyası davacılara çok daha sonra temin edilmişti.

Mahkeme, Hükümet’in bu eksik tahkikat ile ilgili hiçbir açıklama yapmamış olduğunu belirtti. Ayrıca Hükümet, davacıların 8 Haziran 2000’de sundukları iddianameye cevap olarak, Yıldırım’ın ölümünün neden kayıtlara geçmediğine dair de bir açıklama yapmamıştı.

Mahkeme, Yıldırım’ın kayboluşu ile ilgili yürütülen ilk tahkikat dosyasının ana dosyaya 31 Mart 2006’da konmuş olduğu –diğer bir deyişle, dava açıldığına dair bilginin davalı Hükümet’e ulaşmasından sonra konmuş olduğu üzerinde durdu.

Mahkeme, ulusal makamların Yıldırım’ın ölümüyle ilgili yürüttüğü soruşturmaların ve geciken cezai soruşturmaların yetersiz kaldığı kararını verdi. 

3., 5., 6., 8. ve 13. maddeler

Mahkeme bu maddeler dahilinde yapılan şikayetleri dava içersinde ayrıca görüşmeye gerek olmadığı değerlendirmesini yaptı.