Kayıt işleri basın bildirisi Türkiye hakkındaki kararlar
3 Temmuz 2007

KOMİSYON KARARI
CANAN v. TÜRKİYE
3.07.2007

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bugün Canan v. Türkiye davasıyla ilgili yazılı Komisyon Kararı’nı bildirmekte.

Mahkeme, oybirliğiyle şu maddelerin ihlal edildiğini ileri sürdü:

  • Başvuran kişinin babasının ölümünden dolayı İnsan Halkları Avrupa Sözleşmesi Madde 2’nin ihlali (yaşama hakkı)
  • Başvuran kişinin babasının vahşice ölümüne yol açan şekilde davranışa maruz kalmasından dolayı Madde 3’ün ihlali (insanlık dışı ve onur kırıcı davranış yasağı)
  • Etkili bir soruşturma eksikliğinden dolayı Madde 2’nin ihlali

Madde 41’e göre(sadece tazmin), Mahkeme Abdullah Canan’ın mirasçılarına maddi zararlar için 60.000 avro, maddi olmayan zararlar için 20.000 avro ve dava masrafları için 3.000 avro verilmesine karar verdi. (Hüküm sadece Fransa’da geçerli.)

1. Temel gerçekler

Başvuran kişi Vahap Canan, 1975’te doğan ve Hakkari’de (Türkiye) yaşamakta olan bir Türk vatandaşıdır. Babası Abdullah Canan, zamanında Yüksekova’da(Türkiye) iyi bilinen bir işadamıydı, 43 yaşında öldü.

27 Ekim ve 23 Kasım 1995 tarihlerinde Yüksekova bölgesine bağlı Ağaçlı ve Karlı köylerinde Dağ Komando Tabur Komutanlığı mensupları tarafından iki askeri operasyon gerçekleştirildi. İlk askeri operasyondan sonra 3 kişinin kayıp olduğu bildirildi.

Abdullah Canan ve ailesinden 7 kişi, ikinci askeri operasyon süresince evlerineve ev halkına kasıtlı olarak zarar verildiğini ileri sürerek tabur komutanı Mehmet Emin Yurdakul’a karşı suçlu şikayetinde bulundu. Başvurana göre, bunun akabinde babası şikayetini geri alması için baskı altında tutuldu.

Başvuran kişi, 17 Ocak 1996’da başvurusunu sundu, Yüksekova ve Van arasındaki yolda yapılan denetleme esnasında Abdullah Canan,  Mehmet Emin Yurdakul’un önderlik ettiği taburun merkezine bağlı olan askerler tarafından yakalanmıştı. Daha sonra babası askeri bir araçla götürüldü ve tabur merkezinde tutuldu. Başvuran kişi ve akrabaları Abdullah Canan hakkında yetkililerden bilgi edinmeye çalıştılar, ama iddia ettiklerine göre bu istekleriyle ilgilenilmedi. Sonunda, bir suç beyanatında bulundular.

Abdullah Canan’ın cesedi bağlı ve ağzı tıkanmış olarak 21 Şubat 1996’da Esendere yolunun yanında bulundu. Otopsi sonuçları, vücutta 7 tane mermi giriş deliği olduğunu ortaya çıkardı: alında, kafa derisinde, sağ omuz kemiğinde, çenede, boğazda ve göğüste. Atışların çok yakın menzilden yapıldığı ve parmaklardaki ve bileklerdeki işaretlerden ölünün çoğunlukla bileklerinden bağlandığı sonucu çıkarıldı.

12 Kasım 1999’da Ağır Ceza Mahkemesi, terörizm ve kabileler arası çatışma olarak adlandırılan cinayetin ayrıntılarını açıklığa kavuşturmak için incelenen diğer  iki soruşturmaya başvurarak üç suçluyu beraat ettirdi. Mahkeme, Mehmet Emin Yurdakul için yetkinin kötüye kullanılması ve kişisel özgürlüklerin kısıtlanması sebebiyle ayrı bir soruşturma açılması emrini verdi. Suçların kovuşturulması zamansal olarak yasaklandığından
Mayıs 2001’de dava durduruldu.

2. Dava usulü ve Mahkeme’nin düzeni

Başvuru, 1 Aralık 1997’de İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na sunuldu. 1 Kasım 1998’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderildi.

Karar, 7 hâkimden oluşan bir Komisyon tarafından verildi:

Nicolas Bratza (İngiliz) Başkan,
Josep Casadevall (Andoralı),
Giovanni Bonello (Maltalı),
Rıza Türkmen (Türk),
Kristaq Traja (Tunuslu),
Stanislav Pavlovschi (Moldovalı),
Jan Sikuta (Slovak), yargıç

Ve ayrıca Lawrence Early, Bölüm Kayıt Memuru

3.Kararın Özeti

Şikayetler

Başvuran kişi,babasının mahkeme dışı bir uygulamaya kurban gittiğinden yakınmaktadır. Madde 2,3 ve 5’e(özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 13’e (etkili başvuru hakkı) güvenmiştir.

Mahkeme Kararı

Mahkeme, Abdullah Canan’ın iddialara göre yakalandığı şehirde bulunan çok sayıda tanığın 
hiçbir şey görmediklerini söylemelerine ve görevdeki askerlerin kati surette yakalandığını ve hapsedildiğini inkar etmelerine rağmen,  kesin tanık ifadelerinin başvuranın babasının tutuklanması ve güvenlik güçleri mensupları tarafından hapsedilmesi konusundaki iddialarını desteklediğini gözlemlemiştir.

Tanıkların ifadelerinde önemli kısımların Türk mahkemelerince hesaba katılmadığı, Canan’ın tabur kışlasında olduğunu ifade eden beyanatların yok saymakla kalınmayıp ‘kafasındaki sargıyla yaralandığı’nın da yok sayıldığı gözlemlenmiştir.

Dava durumlarında Mahkeme, Türk mahkemelerindeki dava muamelelerinin sınırlandırılmış ölçüsünü kabul etti ve eleştirel olmaksızın güvenlik güçlerinin inkarlarını kabul eden,  yetkililerin davranışları, ilgili görevlilere karşı öne sürülen iddiaları inceleme niyetlerinin olmadığını gözler önüne serdi.
Canan’ın vahşice ölümüne yol açan durumlara yetkililer tarafından makul açıklamalar getirilememesi sonucu Mahkeme, Türkiye’nin ölümden sorumlu olduğu sonucuna varmıştır. 2 ve 3. maddelerin de ihlal edildiği saptanmıştır.

Mahkeme, Abdullah Canan’ın cesedi ortaya çıkarıldıktan sonra yetkililer anında bazı araştırmacı önlemler aldıklarını belirtti. Bunun yanı sıra suçluların ve şahitlerin soruşturmaları ceset bulunduktan sonra yaklaşık bir sene geçmeden başlamadı.

Ayrıca, başlangıçta tam bir otopsi gerekli görülmedi. Ölümle ilgili hiçbir aydınlatmada bulunmasa bile, ölünün cesedi mezardan çıkarıldı ve cesedin bulunmasından 2 yılı aşkın süre sonra bir otopsi uygulandı. Ölümle otopsi arasında böylesine uzun bir süre olması sadece otopsinin verimliliğini azaltmaya yarayabilirdi.

Mahkeme, daha ileride suçla ilgili dava muamelelerinin aynı zamanda, aynı bölgede kayıp olarak bildirilen başka üç insanın ölümünü de ilgilendirdiğini belirtti. Ama, dava aşamalarında bu çeşitli ortadan kaybolma durumlarıyla bir bağlantı kurulamadı. Komisyonda pek çok tanığın ifadesinin alındığı ve sivil kurumların ilgili tanıkların sorgulanması fırsatına sahip olamadıkları gözlendi.

Sonuç olarak, Abdullah Canan’ın ölümünü çevreleyen durumlar içindeki mevcut davadaki soruşturmanın geçerli kabul edilemeyeceği kabul edildi. Türkiye’nin 2. Madde’de dava usulüne ait yükümlülüklerince ciddi bir ihlali olduğu belirtildi.

Mahkeme, 5 ve 13.Maddelerle ilgili şikayetleri ayrı ayrı değerlendirme gereği görmedi.

Mahkeme’nin kararlarına internet sitesinden ulaşılabilir (http://www.echr.coe.int).

Basım bağlantıları:
Emma Hellyer (telephone: 00 33 (0)3 90 21 42 15)
Stéphanie Klein(telephone: 00 33 (0)3 88 41 21 54)
Beverley Jacobs(telephone: 00 33 (0)3 90 21 54 21)
Tracey Turner-Tretz(telephone: 00 33 (0)3 88 41 35 30)

Avrupa İnsan Hakları Makkemesi, 1950 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin iddia edilen ihlallerini önlemek amacıyla Avrupa Konseyi üye ülkeleri tarafından 1959’da Strazburg’da kurulmuştur.

Sözleşme’nin 43. Maddesi’ne göre Komisyon kararından itibaren 3 ay içinde davanın bir tarafı istisnai durumlarda 17 üye Büyük Mahkeme Komisyonu’na gönderilmesini isteyebilir. Bu olayda, 5 hakimin yapacağı açık oturumla davanın Sözleşme’nin, protokollerin, genel önemi olan ciddi konuların yorumu ve uygulaması için ciddi bir sorun teşkil edip etmediği değerlendirilir. Eğer böyle bir soru ortaya çıkmazsa, oturum isteği reddeder. Aksi takdirde, Komisyon kararları, üç aylık sürenin bitimiyle son bulur ya da taraflar daha önceden reddetme için talepte bulunmaya niyetli olmadıklarını beyan ederler.

Bu, Kayıt Memuru’nun özetidir, Mahkeme’yi bağlamaz.

Avrupa Konseyi Basım Kolu
Tel: +33 (0)3 88 41 25 60
Fax: +33 (0)3 88 41 39 11
pressunit@coe.int
www.coe.int/press