|
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ BASIN BİLDİRİSİ
Durmuş Kurt ve diğerleri hakkında mahkeme kararı Strazburg, 31 Mayıs 2007 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün Durmuş Kurt ve diğerleri & Türkiye davasıyla ilgili kararını1 yazılı bildirdi. (uygulama no.12101/03). Oybirliği ile mahkemenin kararı,
Anlaşmanın 41. maddesinin uygulanması, mahkeme her davacıya gördükleri ahlaki kötülükten dolayı 15 000 avro ve masraflar için 2500 avro tahsis etti. (Kararın sadece İngilizcesi bulunmaktadır.)
Davalıya, Durmuş Kurt, Nurettin Kılıçarslan ve Zübeyde Kaya Türk uyruklu 1958, 1972 ve 1970 doğumlu ve halen Almanya ve İsviçre de yaşamaktadırlar. Dilekçenin takdim döneminde, İstanbul’da yaşıyorlardı. 15, 16 ve 17 haziran 1995’te İstanbul emniyeti tarafından durdurulup anti-terörist bölümünde gözaltına alındılar, polis operasyonu çerçevesinde yasa dışı operasyona karşı TKP-ML/TIKKO. 28 haziran 1995’te, davacılar İstanbul Emniyet savcısının karşısına çıkarıldılar. Davacılar 10 gün boyunca gözaltında kalmışlar, bu süreçte polis tarafından işkence gördüklerini ve sorguları sırasında baskıya mazur kaldıklarını açıklamışlardır. Belirtmişlerdir ki üzerlerinde sigara söndürülmüş, yumruklanmışlar, soğuk suyla işkenceye maruz kalmışlar, Filistin askısına alınmışlar, uykudan maruz kalmışlar, ölümle tehdit edilmişler ve cinsel tacize uğramışlardır. Şunu da eklemişlerdir, cinsel organlarına kablo bağlayarak elektroşok uygulamışlardır. Aynı gün ( 28/05/1995), üç davacının hepsi adli tıp kurumunda bir doktor tarafından muayene edildiler, doktor davalıların 3 gün boyunca iş göremez durumda olduklarını belirtti. Doktor şu izlenimlerde bulunmuşlardır : Durmuş Kurt‘un sağ omzunda hem sarımsı hem de yeşilimsi 2*2 cm büyüklüğünde yara birlikte üst kolunun iç yüzeyinde 3*0,5 cm büyüklüğünde yara, Nurettin Kılıçarslan‘ın sağ koltuk altında dört tane birbirine paralel 5*0,5 cm büyüklüğünde kabuk bağlamış yara ile sağ kalçasında 5*1 cm boyutunda sıyrık, Zübeyde Kayar‘ın ise sol koltuk altında 4*0,5 cm büyüklüğünde birbirine paralel yaralar bulunmaktaydı. Öte yandan doktor, Zübeyde Kayar nörolojide yatığı süre içersinde kesin bir rapor verilemeyeceğini bildirdi. 15 kasım 1996’da, Fatih savcısı yeterli delil olmadığından davacıların polislere açtığı davanın angaje edilemeyeceğini açıkladı. Devamında, İstanbul ağır ceza mahkemesinin önünde beş polis işkenceden ve görevlerini kötüye kullanmadan dolayı yargılanacaklar. ( suçlama tarihi 2 eylül 1997). 9 ekim 1998’de ağır ceza mahkemesi tanıkları dinledi, tanıklar davacıların işkenceye uğradıkları doğruladılar. Bir sonraki duruşmada, davalılar kendilerine işkence yapan birkaç polisi teşhis ettiler. 19 kasım 2002’de ağır ceza mahkemesi dört polisin yargılarını yönerge nedeniyle son verdi ve beşinci polis ise kanıt yetersizliğiyle beraat etmiştir. Davacılar davayı kaybetmişlerdir. 2. Mahkemenin prosedürü ve düzenlemesi Uygulama 10 Mart 2003 günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine teslim edilmiş ve 23 Mayıs 2006 kabul edilmediği bildirilmiştir. Karar yedi yargıçtan oluşan bir meclis tarafından teslim edilmiştir. Bunlar : Françoise Tulkens (Belçikalı) , başkan, Ve aynı zamanda Françoise Elens- Passos, sicil memuru 3. Kararın Özeti Şikayet Anlaşmanın 3 ve 13. maddesininde yardımıyla, davacı gözaltı boyunca işkence gördüğünü ve polislerin yeterli soruşturma yapmadıklarını iddia etti. Yargı Kararı 3. Madde 28 Haziran 1995 Mahkeme hasta raporlarının bir doktor tarafından yazıldığını , gözetim altı sonrasında davacıda yara bulunduğu gözlemlenmiştir. Mahkeme kararına göre, bu raporda bulunan sonuçta ilgililerin şikayetleri çerçevesinde bunların Filistin askısına maruz kaldığını belirtiyor. Mahkeme tarafların bu sonuca karşı çıkmadığını tespit ediyor ve taraflar yaralanma sebebi olarak farklı bir açıklamayı öne sürüyor. Öte yandan Mahkeme davacıların tutukluluk süreçlerinde hiçbir sağlık kontrolünden geçmediklerini tespit etmiştir. Bu şartlarda , Mahkemeye hükümetten gelen yaralının gözetim altı sırasında oluşan yaralarının asıl sebebi ile ilgili açıklamalar yeterli gelmedi. 13. Madde Mahkeme davcıların Savcı Fatih’e kötü muamele gördüklerine dair şikayette bulunduğunu gözlemliyor. Bu ağır suçlamalar ve sağlık raporuna rağmen Savcı , polisi (sanık) cezalandırmadı. Bir de , sadece bir yıl sonra – Hükümet ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun görüşmesinden sonra, aynı olaylar üzerinde oluşturulmuş benzer bir dilekçe, Adalet Bakanlığı’nın 27 Kasım 1996 emriyle- davacı tarafından oluşturulan suçlama ile aynı içerikte olan yeni bir soruşturma ortaya çıkmıştır. Daha sonra, 2 Eylül 1997'de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine iddianame sunulması dokuz ay sürdü, Daha sonra polislere karşı açılan ceza davası 19 Eylül 2002’de sona erdi , prosedürün başlangıcından yaklaşık beş yıl sonra ve yedi yıl beş ay sonra kötü muamele sonuçları hafifletildi. *** Basın ile temas için: Emma Hellyler (telefon: 00 33 (0)3 90 21 42 15) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1959’da Strazburg’ta Avrupa Konseyi’ne üye devletler tarafından 1950 Avrupa İnsan Hakları Konseyine yapıldığı ileri sürülan ihlalleri tanımak amacıyla kurulmuştur. Avrupa İnsan Hakları anlaşmasının 43. maddesinin öngörüdüğüne göre, mahkeme kararından sonra üç ay boyunca, taraflar, özel durumlarda, davalarının Yüce Divan’a (17 üyeli) gönderilmesi talebinde bulunabilirler. Aynı hipotezle , beş hakimden oluşan yönetim kurulu davanın anlaşmaya bağlı uygulamasında ve yorumlamasında veya protokolüne dayalı veya genel karakterlerine dayalı önemli bir sorunun ortaya cıkıp cıkmadığını soruşturur. Öyle olursa, Yüce Divan kesin bir çözüm bulur.Aksi takdirde, eğer mahkeme kararı üç ay ya da daha kısa bir sürede sonuca varırsa tarafların başvurmasına gerek kalmaz. |