önceki sayfa

avrupa insan hakları mahkemesi basın bildirileri

22/06/2010, Strazburg

Mahkeme Dairesi Kararı

Türkiye'ye Karşı Bingöl (başvuru no. 36141/04)

SİYASETÇİ HAKARET ve NEFRET İÇEREN KONUŞMASI YÜZÜNDEN YANLIŞLIKLA SUÇLU BULUNDU

Oybirliği ile;

Avrupa İnsan Hakları Bildirgesine Göre Madde 10'un İhlali (ifade özgürlüğü hakkı)

Başlıca Gerçekler

Başvuru sahibi Abdulkerim Bingöl 1968'de doğmuş ve Muş'ta yaşayan bir Türk vatandaşıdır.

O sırada, o DEHAP'ın (Demokratik Halk Partisi) komite üyesiydi ve bu bağlamda siyasi faaliyetlerde yer aldı. 28 Şubat 2003'te DEHAP kongresi sırasında, Kürt sorunu üzerinden Türk Devleti'ni eleştiren bir konuşma yaptı.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, illegal bir organizasyon olan PKK'yı (Kürdistan İşçi Partisi) desteklemekten ötürü mahkûmiyetini istedi. Başvuru sahibi, toplumda sosyal sınıflar, ırklar veya dinler arası ayrıma ırkçı kin ve düşmanlığa açık teşvikten ötürü Ceza Kanunu (Madde 312) uyarınca 1 yıl ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu karar Temyiz Mahkemesi tarafından onanmıştır.

7 ay hapiste yattıktan sonra Bay Bingöl serbest bırakıldı ve aday olmak için istifa ettiği imalık görevinin bir devlet çalışanı olarak iade edilmesini talep etti. Bu istek, 2007 parlamentosu için aday olma teşebbüsüyle birlikte ceza mahkûmiyetinden ötürü reddedildi.    

Şikâyetler, Mahkemenin Prosedürü ve Kompozisyonu

Madde 10 (ifade özgürlüğü) ve Madde 14'e (ayrımcılık yasağı) dayanaraktan, başvuru sahibi Kürt etnik azınlıktan olduğu için ayrımcılığa uğradığını ve bunun özellikle sert olduğunu savunaraktan kendisinin bir politikacı olarak düşüncelerini açıkladığını belirterek ceza mahkûmiyetini eleştirdi.

Başvuru Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 26 Temmuz 2004'te yapıldı.

Karar mahkemenin 7 yargıcı tarafından verildi. Bunlar:

Françoise Tulkens (Belçika), Başkan,
Ireneu Cabral Barreto (Portekiz),
Danute Jociene (Litvanya),
Andras Sajo (Macaristan),
Nona Tsotsoria (Gürcistan),
Işıl Karakaş (Türkiye),
Kristina Pardalos (San Marino), Yargıçlar

ve ayrıca Sally Dolle, Bölüm Tescil Memuru.

Mahkemenin Kararı

Mahkeme öncelikle Türk Hükümeti'nin atfettiği gibi saldırgan sözlerinin doğası incelenen Garaudy davasıyla karşılaştırılabilinir durumda olmadığını belirtti. Onların belirgin bir şekilde değişimci ve bu sebeple Bildiri'nin temel değerleri olan adalet ve barışa karşı geldiği düşüncesiyle Mahkeme sözlerin Madde 10'un ve bununla birlikte Bildirideki Madde 17'nin (hakların kötüye kullanımının yasaklanması) dışında olduğunu belirtti.

Bu davada Ceza Kanunu'nun hükmettiği gibi başvuranın ifade özgürlüğüne bir müdahale söz konusu değildi. Mahkeme Hükümetin belirttiği meşru amaçların bulunması durumuyla ilgili ciddi şüphelerini belirtti

'Demokratik bir topluma müdahale etme gerekliliği' sorusuna gelince, Mahkeme terörizm ile savaşmak ile ilgili sorunların göz önünde bulundurulduğu aynı sorunun söz konusu olduğu davalarla ilgilendiğini vurguladı. Bu davada sözlerin Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türk Devlet politikasını sesli bir şekilde eleştirisiyle birlikte Kürt Sorununu analiz etti ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kullanılan tabirlerin insanları nefrete ve düşmanlığa teşvik ettiği görüşündedir. Mahkeme söz konusu müdahaleyi haklı çıkaran bu sebepleri kendilerince yetersiz buldu. Bazı satırlar Türk Hükümeti'ni düşmanca bir çağrışım ile olumsuz bir şekilde tasvir ettiği halde, onlar şiddet kullanımını desteklemediler. Her şeyden önce, onlar bu konuda bu durumdan sorumlu olarak gösterilenlere karşı derin veya mantıksız bir kin uyandırmayı talep etmediler.

Mahkeme, 1,5 yıl mahkûmiyeti ve kamu hizmetine ve politikacı olabilmek için seçimlere katılmak isteminin kabul görmemesini sert bir ceza olarak gördü. Mahkeme, sözlerin meşru kamu yararına bir tartışma bağlamından yapıldığı ve bu durumda mahkûmiyeti haklı gösteren bir kanıtın olmadığı kanısında olmuştur.

Müdahale zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçla bağdaşmamıştır bu sebeple 'demokratik bir toplum gerekliliği' değildir. Bu sebepten ötürü Mahkeme Madde 10'un ihlali olduğunu belirtmiştir.

Belirtilenlerle ilgili olarak, Mahkeme Madde 14 altında yapılan şikâyeti ayrıca incelememiştir.

Madde 41'e (hakkaniyete uygun tatmin) göre, Mahkeme Türkiye'yi başvuru sahibine manevi hasardan ötürü 15.000 avro, maliyet ve giderler için ise 2.000 avro ceza ödemeye mahkûm etmiştir.

                                                                       ***

Karar sadece Fransızca mevcuttur. Bu basın duyurusu Evrak Dairesi tarafından hazırlanmıştır. Mahkemeyi bağlamaz. Kararlar sadece web sitesinde mevcuttur. (www.echr.coe.int)
 
İletişim Bilgileri

echrpress@echr.coe.int / +33 3 90 21 42 08

Celine Menu-Lange (tel: +33 (0)3 90 21 58 77)
Nina Salomon (tel: +33 (0)3 90 21 49 79)
Stefano Piedimonte (tel: +33 (0)3 90 21 42 04)
Tracey Turner-Tretz (tel: +33 (0)3 88 41 35 30)
Kristina Pencheva-Malinowski (tel: +33 (0)3 88 41 35 70)
Frederic Dolt (tel: +33 (0)3 90 21 53 39)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1950'deki Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi'ndeki ihlallerle ilgilenebilmek için 1959'da Avrupa Konseyi üye devletleri tarafından Strazburg'da kuruldu.


Bildirideki Madde 43 kapsamında, Mahkeme'nin kararından sonraki 3 ay içinde, her iki taraf da istisnai durumlar haricinde 17 üyeli Büyük Daire Mahkemesi'ne gönderilmesini isteyebilirler. Bu olayda, 5 yargıcı içeren bir panel davanın ciddi bir yorum farkından etkilenip etkilenmediğini veya bildiriye uygulanışını veya protokolünü veya önemli konusların genel önemini inceler, Büyük Mahkeme son kararı verecektir. Eğer böyle önemli bir sorun oluşmazsa panel isteği reddeder ve bu durumda karar son halinde kalır. Aksi takdirde, üç aylık sürenin dolmasıyla veya daha öncesinde taraflar başka bir mahkemeye gönderme isteğinde olmadıklarını  belirtirlerse mahkemenin kararı son karar olur.
Tüm son kararlar yürütmenin denetimi için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne gönderilir. Yürütme süreciyle ilgili daha fazla bilgiye www.coe.int/dghl/monitoring/execution adresinden ulaşabilirsiniz.


İKİ HAFTALIK TÜRK GAZETESİ KURULTAYA RİAYETSİZLİKTEN ASKIYA ALINDI

 

Oybirliği ile:

Avrupa Kurultayı İnsan Hakları
10. Maddenin İhlali( İfade ve Bilgi Özgürlüğü)

Esas olaylar

Başvuru sahibi Yedinci Gün ve Toplumsal Demokrasi adlı iki haftalık gazetenin yetkili müdürleri, yazı işleri müdürleri, istihbarat şefleri, muhabirleri ve gazetelerin sahipleri olan 12 Türk'tür. Bu iki gazetenin yayımlanması Terörü Engelleme  yasasına ( Madde 3713) dayanılarak Ocak 2008'de yasak getirilmiştir. Başvuru sahiplerine terörist yanlısı propagandaları yaymak suçundan cezai dava açılmıştır ve davalarındaki ilerleme örnek dava olarak hala askıdadır.

 Şikayetler, süreç ve Mahkemenin Tahriri

Başvuru sahipleri kurultayın 10.Maddesine dayanarak gazetelerinin yayımlanması ve dağıtılmasının askıya alınmasının sansürcülük olduğundan şikayet ettiler. Dahası, başvuru sahipleri Kurultayın 6.Maddesine( Adil yargımla), 7.Maddesine( Yasa olmadan ceza olamaz), 13.Maddesine(Etkili Onarım Hakkı) ve 1.Maddenin 1.protokolüne( Mülkiyetin Korunması) dayanarak örnek dava öncesi  adaletsiz ilerlemelerden şikayetçi oldu.

Başvuru 8 Şubat 2008 de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine arz edildi.

Hüküm adları aşağıda geçen 7 kişilik bir hakimler senatosu tarafından verilmiştir:

Françoise Tulkens ( Belçika), Başkan
Ireneu Cabal Barreto (Portekiz)
Danute Jociene (Litvanya)
Andras Sajo ( Macaristan)
Nona Tsotsoria (Gürcistan)
Kristina Pardalos ( San Marino), Hakimler

Ve Françoise Elens-Passos, Yazı İşleri Vekili

Mahkemenin Kararı

Mahkeme Ürper ve Diğerleri'nin Türkiye'ye Karşı olduğu davada son zamanlardaki özdeş şikayetleri incelediğini bildirdi ve 10. Madde nin ihlali olduğu buldu. Daha sonra mevcut davada daha önceden kararlaştırılmış sonuçla alakalı bir durum görülmemiştir. Mahkeme basım ve dağıtımın askıya alınması somut bir haber yada makale sonucunda değil gelecekteki tüm dağıtımından dolayıdır ki bu gazetelerin kapsamı Mahkeme kararı sırasında belli değildir.
Bu yüzden Mahkeme benzer makalelerin yayımlanmasını önlemek için askıya almak gibi örtülü cezaları vermek sonucuna vardı. Mahkeme daha az katı sonuçların öngörülebileceği kararına vardı tıpkı gazetenin ilgili bölümlerine haciz veya belirli makalelerin kısıtlanması gibi. Sonuç olarak bir gazetenin basılmasının ve dağıtılmasının kısa bir zaman için bile olsa Mahkeme basının demokratik toplumlardaki gözlemci rolünü adaletsizce kısıtlamıştır. Buna ilaveten bir mecmuanın gelecekteki tüm dağıtımının yasaklanması uygulaması gerekliliğin ötesinde bir sansürcülüktür.

Bu nedenle Kurultayın 10.Maddesinin ihlali gerçekleşmiştir.

Mahkeme bu suçlamaların başka Maddelerce karara bağlanıp işbu Madde'den ayrılmasına gerek olmadığını çünkü ele alınan yasal sorunun aynı olduğu sonucuna varmıştır.

Kurultayın 41.Maddesine dayanarak, Mahkeme Türkiye'yi başvuru sahiplerine manevi zararlarını temin etmek için kişi başı 1.800 Avro, masraf ve giderleri için ise 1.000 Avro ödemeye mahkum etmiştir.

sayfayı yazdırın önceki sayfa